92406 kayıt bulundu.
yay kabzası
1. isim , isim , isim , isim , Silah, kılıç vb. şeylerde tutulacak yer, tutak, sap
1. Kabzası altın kakmalı palası elinden düşmüştü.
1. Kabzası altın kakmalı palası elinden düşmüştü.
Lisan : Arapça ḳabża
1. isim , isim , ticaret , ticaret , isim , isim , ticaret , ticaret , Meyve ve sebze üreticileri ile satıcılar arasında aracılık eden kimse, sebze meyve toptancısı, komisyoncu
Lisan : Arapça ḳabż + māl
Telaffuz : ka'bzımal
kaç kaç, kaça kaç, kaçın kurası
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Herhangi bir şeyin niceliğini sormak için kullanılan soru sıfatı
1. Yakup Kadri'nin romanlarının kaç dile çevrildiğini bilen bile yoktur.
1. Yakup Kadri'nin romanlarının kaç dile çevrildiğini bilen bile yoktur.
2. Birçok
1. Kaç gündür ben de bunu söyleyecektim, söyleyemiyorum.
1. Kaç gündür ben de bunu söyleyecektim, söyleyemiyorum.
1. çok yaşamak, ömrü uzun olmak
1. Hacı Kalfa kaç baharın yoğurdunu yemiştir, bilirsin sen?
1. Hacı Kalfa kaç baharın yoğurdunu yemiştir, bilirsin sen?
1. `birçok iş karşısında, hangi birine yetişeyim!` anlamında kullanılan bir söz
1. `belirsiz fakat çok zamandan beri, çoktan beri` anlamında kullanılan bir söz
1. zarf , zarf , zarf , zarf , Ne kadar bir para, değer karşılığında?
1. Bu giysi kaça satılıyor?
1. Bu giysi kaça satılıyor?
1. isim , isim , isim , isim , İki kişinin karşılıklı olarak gizlice sayı yazıp tahmin etmesine dayanan bir oyun
2. zarf , zarf , zarf , zarf , Kaç kaç
1. nesnesiz , nesnesiz , -den , -den , nesnesiz , nesnesiz , -den , -den , Kaçma ihtimali bulunmak
1. Yere kazılan derin hendeklerden ve sıçan yollarından kaçabilirlerdi.
1. Yere kazılan derin hendeklerden ve sıçan yollarından kaçabilirlerdi.
2. Kaçmaya gücü yetmek
1. korku ile saklanacak yer aramak
1. O adam onları aşağıladıkça utancından kaçacak delik arayan Âşık Ali'ye acıyordu.
1. O adam onları aşağıladıkça utancından kaçacak delik arayan Âşık Ali'ye acıyordu.
asker kaçağı, elektrik kaçağı, mektep kaçağı, okul kaçağı, pranga kaçağı, vergi kaçağı
1. isim , isim , isim , isim , Bir kapalı kaptan, bir borudan sızan gaz veya sıvı
2. Gizlice kaçırılmış olan mal veya madde
1. Şu âlâ kaçaktan birer sigara sarar mısınız?
1. Şu âlâ kaçaktan birer sigara sarar mısınız?
3. Av sırasında vurulamayan kuş
1. Malum a, kaçak diye avcının tüfeğinden kurtulmuş kuşlara denir.
1. Malum a, kaçak diye avcının tüfeğinden kurtulmuş kuşlara denir.
4. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Bağlı bulunduğu yerden veya yasadan kaçan, uzaklaşan
1. Vapurda bir de kaçak Rus ailesi var.
1. Vapurda bir de kaçak Rus ailesi var.
5. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Yasaca yapılması yasak olan veya yapılması için gerekli izin alınmayan
1. Kaçak kat.
1. Kaçak kat.
6. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Yasaca belirtilmiş gerekli gümrük ve vergileri ödenmeden bir yere sokulan veya bir yerden çıkarılan
1. Öyle olduğu hâlde kaçak sigaramla hâli unutmaya çalışıyordum.
1. Öyle olduğu hâlde kaçak sigaramla hâli unutmaya çalışıyordum.
7. zarf , zarf , zarf , zarf , Yasalara, kurallara uymayarak, gizlice
1. Bütün harp müddetince babası ile İsviçre'de kaçak yaşadı.
1. Bütün harp müddetince babası ile İsviçre'de kaçak yaşadı.
1. asıl konuya girmeksizin başka şeylerden söz etmek
2. politikada sık sık düşünce değiştirip esas amacını gizlemek
vergi kaçakçısı
1. isim , isim , isim , isim , Yasalara karşı gelerek bir yere mal sokan, bir yerden mal kaçıran veya bir yerde satan kimse
1. Kaçakçılarla, gümrük ayrıcalıklarıyla uğraşır, sayfalar dolusu raporlar yazar.
1. Kaçakçılarla, gümrük ayrıcalıklarıyla uğraşır, sayfalar dolusu raporlar yazar.
vergi kaçakçılığı
1. isim , isim , isim , isim , Bir devletin yasalarına karşı gelerek yapılan ticaret
1. Kaçakçılık ediyormuş, çok para vurmuş.
1. Kaçakçılık ediyormuş, çok para vurmuş.
2. Kaçakçının yaptığı iş
3. Gizli olarak, sezdirmeden kaçırma işi
1. Ben böyle gözlere görülmeden yapılan kaçakçılıktan korkarım.
1. Ben böyle gözlere görülmeden yapılan kaçakçılıktan korkarım.
1. isim , isim , isim , isim , Kaçak olma durumu
1. Hatırlarda edepsizliği, düşman karşısındaki kaçaklığı kalmıştı.
1. Hatırlarda edepsizliği, düşman karşısındaki kaçaklığı kalmıştı.
kaçamak yol
1. isim , isim , isim , isim , Hoş görülmeyen bir şeyi ara sıra yapma
1. İnan bana, erkeğin elinde armağanla gelmesi, kaçamağını bağışlatmak içindir.
1. İnan bana, erkeğin elinde armağanla gelmesi, kaçamağını bağışlatmak içindir.
2. Bir şeyi belli etmeden, gizlice yapmaya çalışma
1. Bununla beraber çok üzüntü içinde olduğunu da kaçamakla bana bakan gözlerinden anlıyordum.
1. Bununla beraber çok üzüntü içinde olduğunu da kaçamakla bana bakan gözlerinden anlıyordum.
3. Bir şeyden kaçınma yolu
1. Bir kaçamak noktası bularak...
1. Bir kaçamak noktası bularak...
4. Kaçacak yer, özellikle çobanların sürüyü barındırmak, saklamak için yaptıkları yer
5. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Başkalarına belli etmeden, gizlice yapılan
1. Yatak odasında üzerindekileri çıkarırken boy aynasına kaçamak bir bakış fırlattı.
1. Yatak odasında üzerindekileri çıkarırken boy aynasına kaçamak bir bakış fırlattı.
1. isim , isim , halk ağzında , halk ağzında , isim , isim , halk ağzında , halk ağzında , Mısır unundan yapılan yağlı bir yemek
1. hoş görülmeyen şeyi gizlice ara sıra yapmak
1. Fakat yeni görevini de ihmal edip fırsat buldukça Galata meyhanelerine kaçamak yapması balyosun sabrını taşırdı.
1. Fakat yeni görevini de ihmal edip fırsat buldukça Galata meyhanelerine kaçamak yapması balyosun sabrını taşırdı.
1. isim , isim , isim , isim , Kişinin bir sorundan kendisini kurtarmak için gelişigüzel ileri sürdüğü özür